Şimdi sizlere, çalışma hayatında sıkça karşılaştığımız “işçiden zorla senet alınması, teminat senetlerinin geçerliliği ve bu durumun haklı fesih sebebi oluşturması” konusunu güncel Yargıtay kararları ışığında tüm hukuki boyutlarıyla aktaracağım.

ZORLA SENET İMZALAYAN İŞÇİ

İş Hukukunda İşçiye Zorla Senet İmzalatılması: Haklı Fesih Sebebi ve Hukuki Boyutları

Çalışma hayatında, işverenlerin işçiyi işe alırken veya iş sözleşmesi devam ederken çeşitli gerekçelerle “boş senet” imzalatmaya zorlaması, maalesef sıklıkla karşılaşılan ve hukuka aykırılık teşkil eden bir uygulamadır. İşverenler bu yöntemi genellikle işçinin işten ayrılmasını engellemek, olası kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin önüne geçmek veya kendilerine haksız bir güvence (teminat) sağlamak amacıyla kullanmaktadır.

Peki, işçinin işten atılma korkusuyla veya işe kabul edilmek mecburiyetiyle imzaladığı bu senetlerin hukuki geçerliliği var mıdır? İşverenin bu baskısı işçi için haklı fesih sebebi sayılır mı? Bu makalemizde, konunun icra ve iş hukuku boyutlarını emsal Yargıtay kararları ışığında inceleyeceğiz.

Teminat Senetleri ve İşverenin İspat Yükü

İş Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, Yargıtay içtihatlarıyla sınırları çizilen “teminat senedi” uygulaması, yalnızca çok spesifik ve haklı gerekçelere dayandığında kısmen geçerli kabul edilebilir.

Örneğin, değerli elektronik eşyaların bulunduğu bir deponun sorumluluğunu üstlenen bir çalışana veya şirket üzerine kayıtlı, yüksek değerli bir lojistik aracını kullanan bir şoföre, zimmetlenen malzemenin korunması amacıyla teminat senedi imzalatılabilir.

Ancak burada kritik olan husus şudur: İşveren, işçinin kusurundan kaynaklanan bir hasar meydana geldiğinde, senette yazılı rakamların tamamını doğrudan icraya koyarak işçiden tahsil edemez. İşveren, öncelikle zararın varlığını ve bu zararın işçinin kusurundan doğduğunu ispatlamakla yükümlüdür. Zarar kanıtlanmadığı sürece bu senetler geçersizdir. İşveren, ancak gerçek zarar miktarı kadarını talep edebilir; fazlasına ilişkin hak arayışını genel mahkemelerde tazminat davası yoluyla yürütmelidir.

İşçiye Zorla veya Hileyle Senet İmzalatılmasının Mahkemedeki Değerlendirmesi

Çoğu zaman teminat senedi niteliğinde dahi olmayan, üzeri sonradan doldurulmuş, işçi üzerinde manevi baskı kurmak ve onu “tazminatsız” göndermek için kurgulanmış muvazaalı (danışıklı) senetlerle karşılaşılmaktadır. İş mahkemeleri, “işçinin korunması” ilkesi gereği bu tür senetleri sıkı bir denetime tabi tutar.

Bu tür bir senet kıskacıyla karşılaşan işçinin ve mahkemenin dikkat edeceği temel hususlar şunlardır:

Hayatın Olağan Akışına Aykırılık: İşçinin aldığı aylık ücret ile senetteki borç miktarı orantılı olmalıdır. Asgari veya ortalama bir ücretle çalışan işçinin, işverenine devasa rakamlarla borçlanması hayatın olağan akışına, akla ve mantığa aykırıdır. Bu durum, senedin bir borç senedi değil, baskı aracı olduğunu gösterir.
Tanık Beyanları: Türk İş Hukuku, sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı konumda olan işçiyi korur. Kural olarak senetlere karşı tanık dinletilemese de, İş Hukukunun doğası gereği işçi, işyerindeki diğer çalışma arkadaşlarını tanık göstererek, “işe girişte herkese zorla boş senet imzalatıldığı” şeklindeki sistematik uygulamayı ispatlayabilir.
Ticari Defter Kayıtları: İşveren, senette yazılı bedeli işçiye nakden borç olarak verdiğini iddia ediyorsa, mahkeme bu meblağın şirketin ticari defterlerine ve banka kayıtlarına usulüne uygun işlenip işlenmediğini denetler.
Senedin Metni ve Tarihler: Senedin düzenlenme tarihinin işçinin işe giriş tarihiyle aynı gün olması veya sözleşmenin fesih tarihiyle şüpheli şekilde örtüşmesi, senedin işverence kötü niyetle kurgulandığının en büyük göstergelerindendir.
Emsal Yargıtay Kararı İncelemesi

Konuya ilişkin olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 26.01.2017 tarihli, 2017/466 Esas ve 2017/1079 Karar sayılı ilamı, işçi haklarının korunması noktasında son derece net bir çerçeve çizmiştir.

Söz konusu karara konu olan olayda; işçi, işe girerken boş senet imzaladığını, bu senedin işverence sonradan 7.580,00 TL bedel yazılarak icraya konulduğunu belirterek “borçlu olmadığının tespiti” (menfi tespit) davası açmış, dava sürerken icra baskısıyla parayı ödemek zorunda kalınca dava “istirdat” (geri alım) davasına dönüşmüştür.

Yargıtay, yerel mahkemenin “işçinin iddiasını ispatlayamadığı” yönündeki ret kararını bozarak şu hayati tespitlerde bulunmuştur:

“İş Hukuku; işçi ve işveren ilişkisinde, işverenin sosyal ve ekonomik bakımından güçlü olması, işçinin korunması ve işçi lehine yorum ilkeleri dikkate alınarak (…) gelişmiştir. Bu nedenle iş hukukunda, düzenlenen belgelere karşı işçi lehine tanık dinletilmesi yoluna gidilmektedir.”

Yargıtay, işverenin senetten doğan bir alacağı veya uğradığı bir zararı kendisinin ispatlamak zorunda olduğunu vurgulamıştır. İşveren herhangi bir delil sunamadığı, borç ilişkisinin nedenini açıklayamadığı ve tanık beyanlarıyla da işyerinde “işe girerken boş senet alma” uygulamasının varlığı doğrulandığı için, senedin teminat senedi olduğu ve işverenin haksız tahsilat yaptığı hüküm altına alınmıştır.

Sonuç

İşverenle aralarında gerçek bir borç alışverişi bulunmayan bir işçiye, iş sözleşmesinin başında, ortasında veya feshi sırasında zorla veya şantajla senet imzalattırılmak istenmesi (veya alınan senedin icraya konulması), işçi açısından haklı nedenle derhal fesih sebebidir. İşçi, kendisine yöneltilen bu hukuka aykırı baskı nedeniyle iş akdini haklı olarak feshedebilir ve kıdem tazminatına hak kazanır.

Yargıtay uygulamaları açıkça göstermektedir ki; işçiden alınan boş veya teminat senetleri, işveren gerçek bir zararı yasal delillerle ispat edemediği sürece geçersizdir. Hukuki süreci doğru delillerle ve zamanında yürüten bir işçinin hak kaybına uğrama ihtimali bulunmamaktadır.

Hazırlayan: Av. Ünal SANCAK

 İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Çalışmaları

2 Mayıs 2026


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir