Konunun ilgilileri hemen yazıyı açıp okumaya başlayacağı için direkt ortasından başlıyoruz.
İşçi işe iade davasını açtı, kazandı, iş yerine “işe başlatın beni” talebini iletti. Yazının konusu olmamakla birlikte çok nadir de olsa işveren “seninle çalışmak istemiyoruz” diyerek işçiye hakkı olan ücretlerin hepsini bir çırpıda ödeyebilmektedir. Ben bu duruma sadece bir kez depremzede olan işçi müvekkile yapılan ödeme şahit oldum. Yani bu olay istisnanın istisnası şeklinde görülebilmektedir.
İşe iade davasının sonucunda bir sürü hukuki ve dahi fiili sorun baş göstermektedir. Şimdi bizim inceleyeceğimiz senaryoda iş yeri görüşmeye çağırmış olsun. Akabinde işçi görüşmeye gitsin ve iş yeri de “gel çalış” diyerek işçiyi işe başlatma niyetinde olsun. Peki ama eski meselelerin hepsi de kambur gibi sırtında iken bu işçi nasıl çalışsın? Ne demeye çalışıyorum?
İşe İade Davasının Şartları
• 30 işçi
• 6 ay kıdem
• Belirsiz süreli iş akdi
• Geçersiz sebeple fesih
• vs.
Hepsi sağlandı. İlk olarak arabulucuya müracaat edildi. Anlaşılamadı. Akabinde dava açıldı ve hasbelkader kazanıldı. Dava istinafta kesinleşti. Tabii bütün bu işlemlerin yapılması 2 yıllık bir süreye yayıldı. Dile kolay 2 yıl… Köprünün altından çok sular geçti. Tek geçim kaynağı el emeği olan işçi elbette başka yerde işe başladı ya da evlendi, doğum yaptı, il değiştirdi, meslek değiştirdi, belki de eş değiştirdi. Bir sürü belirsiz faktör hayatın olağan akışı içerisinde gelişti ve yaşandı.
2 yılın sonunda Avukattan “işe iade davasını kazandık” haberini alan işçinin tek merak ettiği:
“Kaç para alacağız?” olmaktadır.
Bu konuya geri döneceğiz. Şimdi gelin, işe iade sonrası neler yapılıyor; doktrinde yazılan ile uygulamada olanlar arasında nasıl bir uçurum var, görelim.
İşe iade davasının açılışına dair birçok kaynakta bilgi olduğu gibi, işe iade sonrasına dair de bilgi bulmak olasıdır. Ancak;
İşçinin işe iade başvurusu yapmamasının hukuki, fiili neticeleri konusu muğlak kalmaktadır.
Ayrıca işe iade başvurusu yaptıktan sonra işe başlamayan işçinin hakları da aynı şekilde tam olarak cevap bulmayan sorunlar arasında görünmektedir.
İŞÇİ İŞE İADE TALEBİNİ İŞVERENE İLETMEZ İSE (1)
Bilindiği üzere İşe İade Davası bir “eda” hükmü içermeyen tespit davalarındandır.
Ne demek bu? Çok basit mantıkla: ilamlı icraya konu edilemeyen ilamlardır. Yani eda davasında bir hakkın verilmesi ya da yapılması hüküm altına alınırken, tespit davalarında sadece bir hakkın varlığı tespit edilmektedir.
Bu meseleye değinmemin sebebi de davayı kazandıktan sonra dahi haklarına erişemeyen işçinin haklı ıstırabıdır. Karar kesinleştikten sonra işçi 10 gün içerisinde iş yerine işe iade talebi göndermek zorundadır.
Eğer işçi bu talebi göndermezse kararda tespit edilen:
BOŞTA GEÇEN SÜRE ÜCRETİNİ ALABİLMEKTEDİR. (İşK. 21/3)
Bu alacağı işveren tarafından ödenmeyen işçi de ilamsız takip yapacak; akabinde işveren bu takibe basitçe itiraz edip takibi durduracak, takibin devamı için işçi tarafından itirazın iptali yoluna gidilinceye kadar işçinin alacağı 2 yıl daha sürüncemede kalacaktır. Bilindiği üzere davada hesap edilen ücret de dava tarihi baz alındığından (İşK. 21/4) işçi alacağına kavuştuğunda 4 yıl önceki asgari ücret tutarları üzerinden para almış olacaktır.
Bu da burada bir dipnot olarak dursun.
Peki 8 yıl kıdemi olan bir işçi tazminatlar (kıdem, ihbar vs.) noktasında nasıl bir yol izleyecektir?
Somutlaştırarak örnekleyelim:
“2021 yılında işinden kovulan ve işe iade şartlarını sağlayan bir işçi, işe iade davasını açıp 2023 yılında bu davayı kazandığı takdirde nasıl bir yol izleyecektir?”
Eğer işçi işe iade başvurusu yapmazsa;
a. Dosyada vekil varsa vekalet ücreti için ilamlı takip
b. Boşta geçen süre ücreti için ilamsız takip
c. İşçilik alacakları için arabuluculuk süreci ve akabinde dava
yollarını tek tek ve ihtiyatla takip etmelidir.
Bu şart altında işçi 2021 yılı asgari ücreti üzerinden talep ve dava edebilecektir.
Yani düşünün:
2021 asgari ücret: 3.040 TL
İşçi yukarıdaki davaları 2025–2026’dan önce bitiremeyecek
Ekonomik dalgalanmalar, enflasyon, deprem, pandemi gibi faktörler cabası…
Yani işe iade davasını kazanan işçinin pozisyonu, bir “kazanan” gibi değildir. Henüz somut olarak kazandığı hiçbir şey yoktur.
İŞÇİ İŞVERENE İŞE İADE TALEBİNDE BULUNDU (2)
İşçi iş yerine “beni işe iade edin” talebini iletti ve iş yeri bu talebe olumlu cevap verdi. Fakat bu defa işçi başlamak istemiyor.
Hemen akla şu soru gelir:
“Madem başlamayacak, ne diye başvurdu?”
Cevap çok basittir:
İşçi, işverenin “red” cevabı vermesini umut etti. İş yeri kabul edince umutları suya düştü.
Hangi umutlar derseniz:
2021 yılında işinden kovulan işçi hiç başvurmasaydı işçilik alacakları 2021 ücretleri üzerinden hesap edilecekti. İş yeri 2023 yılında ona red cevabı verseydi bu defa 2023 yılı ücretleri üzerinden hesaplama yapılacaktı.
• 2021 asgari ücret: 3.040 TL
• 2023 asgari ücret: 11.402 TL
Yani tüm kalemler 3 kat artmış olacaktı.
Peki işçi bu davayı kazanmakla ne kazandı?
Yazının başından beri “işçi davayı kazandı” diyoruz.
Peki kazandı da ne kazandı?
Eline bir şey geçmesi en az 4 yılını alacak,
Ve her şey 4 yıl önceki ücretler üzerinden hesap edilecek.
Bu nasıl bir dava?
Bu nasıl bir kazanma?
İşçi davete icabet etmezse hali daha da kötü:
A. Boşta geçen süre ücretini ALAMAZ (Yargıtay kararı)
B. İşe başlatmama tazminatı ALAMAZ (Kanun)
C. Şartları varsa işçilik alacaklarını isteyebilir (fesih geçerli olsa da haksız olabilir; fesih tarihindeki ücretler üzerinden talep edebilir)
İşçinin hiç başvurmaması halinde kendisine tanınan haklar ile başvurup davet edildikten sonra davete icabet etmemesi halinde elinden alınan haklar hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.
İşçi daha çok alırım saikiyle hareket etmiş olsa da işveren de çoğu zaman daha az nasıl öderim saikiyle hareket etmektedir. İşçinin bu talebini cezalandırmak İş Kanunu’nun ruhuna aykırıdır.
İş Kanunu yapısı gereği işçiyi korumak üzerine kuruludur. İşe iade davasında ve sonrasında işçi korunmalıdır.
Birçok iş kanunu kitabında ve Yüksek Mahkeme kararlarında “işverenin davetinin samimi olması”nın şartları detaylıca irdelendiği gibi, “işçinin işe iade talebinin samimiyeti” de aynı şekilde incelenmiştir.
Benim düşündüğüm senaryoda iş veren samimi olarak davet etmiş ve işçi çalışmak istememiş olsun. İşçi çalışmama iradesinde samimidir ve bunu açıkça dile getirmektedir. Bu durum işçiyi cezalandırmak için kullanılamaz.
İşçiye tanınan mali hakları elinden almak işçiyi koruma amacına aykırıdır.
İşçi bir dava açmış ve kazanmıştır.
İşK. 21/3’e göre boşta geçen süre ücreti her halükarda ödenmelidir.
Ayrıca işçinin tazminatları işe iade kararının kesinleşme tarihinden sonra hesap edilerek ödenmelidir.
İşçi davayı ilk açtığında işe dönme iradesi olsa da;
• Uzun süren yargılama,
• İşçinin başka işe başlaması,
• Değişen hayat şartları,
• Çevresel faktörler
sebebiyle bu iradesi ortadan kalkmış olabilir.
Bu takdirde işçi kazanmış olduğu davadan en üst düzeyde nemalandırılmalıdır.
Boşta geçen süre ücretinin hâlâ ilamsız takibe konu edilmesi, takibe yapılacak basit bir itirazın alacağı 2 yıl daha geciktirmesi… Yani işçinin toplamda 4 yıl boyunca alacaklarının peşinden koşması…
Bu durum gerçekten ağır, adaletsiz ve işçiyi koruma ilkesine aykırıdır.
Konu hakkında “olması gereken hukuk – olan hukuk” tartışmasını doktrindeki değerli hocalarımız yapmaktadır. Merak edenler Prof. Dr. Sarper Süzek’in İş Hukuku eserine bakabilir.
Alman ve Fransız Hukukundan örnekler getiren hoca; işe iade davası devam ederken mahkemelerin: İşçi ve işverene “dönmek istiyor musun / alacak mısın?” diye sorduğunu, Sonuca göre eda hükmü tesis edilebildiğini, Böylece sorunun daha baştan çözüldüğünü zikretmektedir.
Gerçekten de İş Kanunu madde 18’den yola çıkarak iş güvencesi sağlamaya çalışan ve en son 21. maddenin değiştirilmesiyle gelinen süreçte “işe iade davası” hâlâ çözülememiştir.
2017’de yapılan değişiklikle 21/4 maddesi uyarınca tazminatların miktarları belirlenip gerekçeli karara yazılmakta ise de, davanın niteliği gereği “tespit” davası olarak kalması bu yazılan tutarları askıda bırakmaktadır. Kanun koyucunun çabası iyi niyetli olsa da sorunları çözmeye yetmemektedir.
Davanın sonunda gerek işçi gerek işveren çoğu zaman hileye başvurmaktadır. En çok görülen ve yukarıda bahsettiğimiz “samimi olmayan talep ve davetler” gündeme gelmektedir. Hatta bu talepler yüksek mahkeme kararlarına dahi yansımış ve formüle edilmeye çalışılmıştır.
İşverenin işe davetinin samimiyeti birçok usul kaidesine bağlanmıştır. Bu hilenin önüne geçmek, işlemleri irdelemek, doğru karar vermek gerçekten zordur. Tarafların görünürdeki işlemi ile gerçek iradesini ayırmak çoğu zaman imkânsızdır.
Birçok olayda işveren esasında işçiyi hiç görmek istemese de:
A. Boşta geçen süre ücretinden,
B. İşe başlatmama tazminatından,
C. Güncel tazminat hesaplarından (kıdem, ihbar vs.)
kaçınmak için usulen davet etmektedir.
İşçi gelip başlamak istediğinde ayak diremekte, zora koşmaktadır.
İşe iade davasının işçi tarafından kazanılması işveren nezdinde çoğu zaman muteber değildir. Çoğu işveren bu davanın sonucunda işçiyi yeniden çalıştırmak istememektedir. Bu nedenle işe iade sürecinin devamı çok girift ve hibrittir.
İşe iade davası “tespit hükmü” olarak kaldığı sürece bu garabet devam edecektir.
Davanın kazananı işçi olsa da yukarıda zikredilen iki senaryoda işçinin kazandığı somut bir menfaat mevcut değildir.
“Avukatım, biz davayı kazandık, ne kazandık şimdi?” sorusuna cevap vermek gerçekten zordur.
Hukukçular için bile karmaşık olan bu yapıyı işçiye anlatmak daha da zordur.
İşe iade davasından sonra: kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin, UBGT alacakları için yeniden dava açmak, bu davanın ispat sorunları ile uğraşmak çok güçtür.
Geçersiz fesih haksız fesih ayrımını dikkate alarak işe iade davasının sonuçlarının, davanın açıldığı tarihte değil fesih tarihinde geçerli ücretlere göre belirlendiğini bilmek daha da vahimdir.
Bütün bunların yanında işe iade davası sonucunda tespit edilen boşta geçen süre ücreti için dahi yeni bir yargılamaya muhatap olmak… İspat, bilirkişi, raporlar, istinaf…
Bu süreç gerçekten de dayanılmaz ve açıklanamaz bir hale gelmektedir.
Daha fazla bilgi, güncel içerikler ve diğer çalışma alanlarıma göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz


Bir yanıt yazın